Genellikle başkalarını çekiştirmek veya kötülemek amacıyla yapılan boş bir eylem olarak görülen dedikodu, aslında insan doğasının ve kültürünün hayati bir parçası olabilir. Psikolojik araştırmalar, dedikodunun sadece sosyal bağları güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda bireylerin içinde yaşadıkları toplumun karmaşık kurallarını öğrenmelerini sağlayan bir eğitim aracı olduğunu ortaya koyuyor. İşte dedikodunun, başkalarının hatalarından ders çıkararak hayatta kalmamızı sağlayan evrimsel ve kültürel arka planı.

Dedikodu Nedir ve Neden Yaparız?

Psikoloji dünyası uzun yıllar boyunca dedikoduya pek saygı duymadı. Geleneksel görüş, dedikoduyu bir tür dolaylı saldırganlık olarak değerlendirdi. Yani insanlar sevmedikleri kişilerin itibarını zedelemek için arkalarından konuşuyorlardı. Daha yeni teoriler ise dedikodunun tıpkı maymunların birbirini tımar etmesi (grooming) gibi, insanlar arasında sosyal bağlar kurduğunu öne sürdü.

Ancak bu makalede ele alınan Kültürel Öğrenme Teorisine göre dedikodu, çok daha kritik bir işlevi yerine getiriyor: Bilgi Transferi.

İnsan toplulukları karmaşıktır ve binlerce yazılı olmayan kural içerir. Her şeyi deneme-yanılma gibi kendi deneyimlerimizle öğrenmeye çalışmak hem çok zaman alır hem de tehlikelidir. Dedikodu sayesinde başkalarının yaşadığı zaferleri veya felaketleri dinleyerek, kendi başımıza gelmeden neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğreniriz.

Örnek Olay: Manyetik Çarşaf Hikayesi

Teoriyi somutlaştırmak için araştırmacıların paylaştığı gerçek bir hikayeye:

Bir adam, televizyondaki bir reklama inanarak sağlığa iyi geldiği iddia edilen manyetik yatak çarşafları satın alır. Ancak ürün işe yaramaz ve rahatsızlık verir. İade etmek istediğinde şirketin iflas ettiğini öğrenir. Parasını kurtaramayacağını düşünürken kredi kartı şirketini arar ve durumu anlatır. Kredi kartı şirketi alışverişin üzerinden belli bir süre geçmediği için parayı iade eder.

Bu hikaye kulaktan kulağa yayıldığında, dinleyenler şu dersleri çıkarır:

  1. Televizyondaki her ürüne inanma.
  2. Şüpheli şirketlerden alışveriş yapma.
  3. En önemlisi: Satıcı iflas etse bile kredi kartı şirketi tüketiciyi koruyabilir.

Bu dedikodu, dinleyen hiç kimseye zarar vermez, aksine modern dünyada hayatta kalmak için değerli bir tüketici hakkı bilgisi yayar.

Olumsuz Dedikodu Neden Daha Hızlı Yayılır?

Dedikoduların çoğu olumsuzdur veya başkalarının talihsizlikleri üzerinedir. Peki neden iyi haberlerden çok kötü haberleri konuşuruz?

Psikolojide Kötü Olan İyiden Daha Güçlüdür ilkesi vardır. Hayatta kalmak için tehlikeleri öğrenmek, fırsatları öğrenmekten daha acildir. Bir fırsatı kaçırırsanız sadece üzülürsünüz ancak zehirli bir yiyeceği veya tehlikeli bir sokağı görmezden gelirseniz ölebilirsiniz.

Bu yüzden dedikodu genellikle toplumsal kuralların ihlali üzerine kuruludur.

  • “Ahmet iş yerinde patronuna yalan söylemiş ve kovulmuş.” (Ders: Patronuna yalan söyleme.)
  • “Ayşe o tekinsiz mahalleye gece vakti gitmiş ve başına şu gelmiş.” (Ders: O mahalleye gitme.)

“Mehmet bugün de işe zamanında geldi” gibi, bir kurala uyan birinin hikayesi bize kuralın sınırlarını öğretmez. Ancak kuralı çiğneyen ve ceza alan birinin hikayesi, o kuralın önemini ve sınırlarını net bir şekilde çizer.

Cinsiyet ve Dedikodu

Araştırmalar, erkeklerin ve kadınların dedikodu yapma biçimlerinde farklılıklar olduğunu gösteriyor. Bu farklılıklar tarihsel ve kültürel rollerle açıklanabilir.

  • Erkekler: Genellikle daha geniş sosyal çevreler, ünlüler, politikacılar veya sporcular hakkında konuşma eğilimindedir. Bu, onların daha geniş, hiyerarşik gruplar içindeki konumlarını anlama çabası olarak görülebilir.
  • Kadınlar: Genellikle yakın çevreleri, aile üyeleri ve samimi ilişkiler hakkında konuşma eğilimindedir. Bu da, yakın ilişkiler ağını (network) yönetme ve koruma ihtiyacından kaynaklanır.

Her iki durumda da amaç aynıdır: Kişinin kendi sosyal dünyasında nasıl davranması gerektiğini öğrenmesi.

Araştırma Sonuçları: Dedikodudan Ne Öğreniyoruz?

Yapılan bir çalışmada üniversite öğrencilerine duydukları en ilginç dedikodular ve bunlardan ne öğrendikleri sorulmuştur. Sonuçlar dedikodunun “öğretici” yönünü doğrular niteliktedir:

  1. Duygusal Tepki: İnsanlar dedikodu duyduklarında genellikle korku, şaşkınlık veya öfke gibi olumsuz duygular hissettiklerini belirtmişlerdir. İlginç bir şekilde, hissedilen olumsuz duygu ne kadar güçlüyse, kişinin o hikayeden bir “ders çıkarma” ihtimali o kadar artmıştır.
  2. Genel Kurallar: Katılımcılar dedikodudan öğrendikleri şeyleri “Ahmet kötü biridir” gibi kişisel yargılardan ziyade, genel hayat kuralları olarak ifade etmişlerdir.
    • “Sırf çekici diye sana kötü davranan biriyle olma.”
    • “İhanet eninde sonunda ortaya çıkar.”
    • “Güvenmediğin insanlarla aynı evde kalma.”

Bu bulgular dedikodunun sadece kişiler hakkında bilgi toplamak için değil, hayat nasıl yaşanır sorusuna cevap bulmak için kullanıldığını göstermektedir.

Sonuç: Ucuz ve Etkili Bir Eğitim Sistemi

İnsan, kültürel bir hayvandır. Doğduğumuz andan itibaren karmaşık bir kurallar dünyasına adım atarız. Trafikte nasıl davranılacağından, romantik ilişkilerdeki sınırlara kadar her şeyi öğrenmemiz gerekir.

Dedikodu bu öğrenme sürecinin en ucuz, en hızlı ve en etkili yoludur. Bize başkalarının tecrübelerini sanki kendi başımızdan geçmiş gibi analiz etme fırsatı verir. Bu nedenle dedikoduyu sadece kötü niyetli bir çene çalma olarak görmek, onun insanlık tarihindeki ve günlük hayatımızdaki devasa rolünü görmezden gelmek demektir. Dedikodu aslında toplumsal hayatta kalma kılavuzumuzun sesli bir versiyonudur.

Kaynak: https://journals.sagepub.com/doi/10.1037/1089-2680.8.2.111


Tüm Psikoloji Haberleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir